İzmir de Gezilecek En Muhteşem Yerler

Arkadaşlarınla paylaş...
  •  
  • 2
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    2
    Shares

Bir yolculuğa çıkmak, benim için yeni bir hikaye yazmak demek. Ait olduğum yerden uzağa gitmek; hiç bilmediğim sokaklar da kaybolurken tanımadığım insanlarla sohbet edip, gün doğumunu yabancı olduğum bir denizin mavisinde söndürmek. Kimi zaman da doğanın evinde, tarihin beşiğinde eski bir uygarlığın misafiri olup başka bir çağa göçmek. İzmir de gezilecek, görülecek eşsiz güzellikleri zihnimize hapsetmek.

Nasıl olursa olsun seyahat etmek; keşfetmek, beslenmek, yenilenmek demek.

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsünden dolayı uzun bir süredir evlerimizdeyiz. Tam da bu günlerde eskiden yapmış olduğum seyahatlerin kıymetini daha iyi anladım.

Meğer seyahat etmek ruhumun özgür yanını besleyen ve üretmeme yardımcı olan en büyük etkinlikmiş.

Madem evdeyiz bir yere kıpırdayamıyoruz o halde heybelerimiz de ki anıları dökmenin tam zamanı. Anılarımız da gizlediğimiz hikayelerle oturduğumuz yerden en güzelinden bir seyahate çıkalım mı? Ben varım diyorsanız bu yazımda sizi alıp İzmir’e götürüyorum.

İzmir de gezilecek yerler; Gizemli taşlardan Efes Antik Kentinin hikayesini dinleyip, Şirincenin dar sokaklarında beraber kaybolacağız. Çok yorulursanız közde kahveniz benden. Eeee tabi boyozsuz olmaz dediğinizi de duyar gibiyim. O zaman sizi bir de boyozun evine götüreceğim.

Hazırsanız gezimize İzmir Kordondan başlayalım.

Bir Kordon Havası Almak için 600 km Gidelim mi?

Bence gidelim 🙂 Yeter ki bana gezmek olsun, 600 km ne ki, kıta bile değiştirebilirim. Biz, yolculuğumuza Trakya’dan başladık. Ben tatili arabaya bindiği an da başlayan tayfadanım. En sevdiğim müzikler, sınırsız abur cubur, sohbet muhabbet, mola durakları derken gün doğumunda kordona varmıştık.

Her ne kadar, İzmir de gezilecek yerleri birazcık araştırmış olsak da, biz tatillerimizi planlayarak yapmıyoruz, genel de rotamız yola çıktığımız an da çiziliyor. Hayatın doğal akışının ve tesadüflerin size zaten muhteşem bir rota çizeceğinden emin olabilirsiniz. Tabi bu plansızlık size küçük sürprizler de yapabilir.

Mesela biz Kordona vardığımız da o muhteşem kafelerin hiç biri henüz açılmamıştı. Mide gurultumuza kulaklarımızı kapayıp arabanın içerisinde bir kaç saat kestirmeye çalıştık ama manzaramız muhteşemdi. Önümüzde İzmir’in masmavi denizi güneş ışıklarıyla buluşuyordu.

Bu arada sürekli biz diyorum çünkü bu yolculuğa ve tüm yolculuklara sevgili eşimle tam anlamıyla yol arkadaşımla çıkıyorum. Ben henüz yol arkadaşımı bulamadım diyenlerdenseniz üzülmeyin, yollar yeni hikayelere gebedir belki de sizin hikayeniz atıldığınız yeni bir macera da yazılacaktır.

Boyozun Kokusunu Takip Edin Dostlar Fırınına Çıkarsınız!

Bir kaç saat sonra Kordon da hayat canlanmaya başladı. İzmir’e geldiyseniz tabi ki sabah kahvaltısını boyozla yapıp hakkını vermelisiniz. Bizim tercihimiz Alsancak Kıbrıs Şehitler caddesinde bulunan Dostlar Fırını oldu. 1983 yılından beri hizmet veren fırında Boyozun her çeşidini bulabilirsiniz.

 

Ege’nin boyozu kadar bin bir şifa içerin otları da meşhurdur. Boyoz bu otlarla birleşince muhteşem bir lezzet çıkmış ortaya. O yüzden benim tercihim otlu boyoz ve yanında da demli bir çay oldu. Ama sade boyozunda hakkını vermeyelim. İşin aslı yiyecek yerim olsa hepsini denerdim. Aklım hala bal kabaklı, zahterli , mozzarella peynirli o yumuşacık boyozlarda. İnşallah en kısa zaman da rotamı tekrar İzmir’e çevireceğim hatta bu sefer dondurulmuş boyazlardan alıp evime bile getireceğim.

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra kahvesiz gün başlamaz dedik ve bu sefer de közde kahve için yollara düştük. Bizim gibi boğazına düşkün insanlarsanız seyahatin yüzde ellisinin yemek yemekle geçtiğini bilirsiniz.

Közde Kahvenin Adresi Kemeraltı

İyi kahvenin kokusunu nerede olsa alırım diyorsanız buyurun Kemeraltında ki Kahveciler sokağına. Otantik görüntüsü, küçük samimi dükkanları ve güler yüzlü personeliyle tam anlamıyla turistlik bir yer kahveciler sokağı.

Dolu Kafa Yeni Konu:  ÇANAKKALE; BİR DESTANIN İZLERİ

 

Bütün mekanlar hemen hemen birbirine benziyor o yüzden çok bir araştırma yapmanıza gerek yok amacınız kahve içmekse içinizin ısındığı bir tanesine girebilirsiniz. Ama ben fal da isterim maksat eğlence olsun diyorsanız o zaman işler değişir. İnternette küçük bir araştırma yapıp önerileri takip edebilirsiniz.

Biz közde kahvelerimizi söyledik yanında bir de şerbet ikram ettiler, ağzımızı tatlandırıp yollara döküldük. Karnımız doydu uykumuz açıldı şimdi biraz gezip görme zamanı. İzmir de gezilecek yerler o kadar çok ki kaybedecek vaktimiz yok.

Selçuk’da Anadolu Türk Mimarisinin En Eski Örneği olan İsa Bey Camii

Daha önce bir rota çizerek yola çıkmadığımızı söylemiştim. Kahve keyfi sırasında arkeolojik açıdan en zengin bölgenin Selçuk olduğunu öğrendik ve rotamızı oraya çevirmeye karar verdik. Selçuk’da da ilk durağımız İsa Bey Camii oldu.

 

İsa Bey Camii, İzmir de gezilecek en güzel yerlerden biridir. Anadolu Türk Cami mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Cami 1373 yılında inşa edilmiştir. Caminin üstü açık ve bahçeli oldukça geniş bir avlusu bulunmaktadır. Ayrıca süslemeleri ve mermerleriyle dikkat çeken cami  Artemis Tapınağı’yla Saint Jean Kilisesi arasında ki konumu sebebiyle medeniyetlerin tarihine tanık olmuştur. 1653-1688 depremleri sırasında yıkıma uğrayan cami kısa süre de harabe haline gelmiş, kervansaray olarak kullanılmaya başlanmasıyla birlikte de bu tahribat süreci hızlanmıştır.

 

Cami gereken ilgi ve bakımı yeterince görememiş olmasına rağmen yapılan ufak tadilatlarla bile görkemini korumaktadır. Ne yazık ki bizim gittiğimiz dönemde de yine tadilat sürecinde olması gerekçesiyle içerisini gezme fırsatı bulamadık. Ama geniş avlusun da geçirdiğimiz dakikalar bile beni oldukça etkiledi.

İsa Bey Camii mutlaka seyahat duraklarınızdan biri olmalı.

St. Jean Kilisesine Yolculuk

İsa Bey Camii’den ayrıldıktan sonra rotamızı St. Jean Kilisesine çeviriyoruz. İzmir de gezilecek en güzel tarihi mekanlardan birisi de bu kilise. Açıkçası kalıntıları kalmasına rağmen bu kadar ihtişamlı bir yapıyla karşılaşmayı beklemiyordum.

 

St. Jean Kilisesi İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan Ayasuluk Tepesinin güneyinde , Selçuk kalesinin hemen yanı başında yer alıyor.

St. Jean Kilisenin en ilgi çekici yanı içerisinde bulunan St. Jean’ın diğer bir adıyla Aziz Yuhanna’nın mezarı.

Peki Aziz Yuhanna kimdir? 

Açıkçası Aziz Yuhanna’nın hikayesini bu yaşıma kadar öğrenmemiş olmak beni biraz üzdü. Çünkü hikayeyi okuduğumda yaşadığım toprakların medeniyetlerin ve dinlerin doğuşuna nasıl ev sahipliği yaptığını bir kez daha anladım. Ne yalan söyleyeyim bu muhteşem armoninin bir parçası olmak da insanı ayrı bir gururlandırıyor.

Gelelim hikayeye; Aziz Yuhanna Hz. İsa‘nın 12 havarisinden en geç olanıdır. Hristiyanlığı yaymanın yasak olduğu dönemlerde Roma İmparatorluğu bu tarz girişimlerde bulunanlara ağır işkenceler yapmaktadır. Hz. İsa’da çarmıha gerilmeden önce annesi Hz. Meryem’i Aziz Yuhanna’ya emanet eder, Aziz Yuhanna da Hz. Meryem‘in Kudüste kalmasının sakıncalı olacağını düşünerek O’nu Bülbül Dağına getirir.

Rivayete göre Hz. Meryem Bülbül dağında yaşar ve ölür. Mezarının Bülbül Dağında gizli bir yerde olduğu söylenmektedir. Tabi ki yazımızın ilerleyen kısımlarında sizi Meryem Ana’nın evine de götüreceğiz.

Aziz Yuhanna’ya dönersek O da 90 yaşına kadar bu topraklar da yaşar ve ölümünden önce de İncil’i yazar. Ölümünden sonra ise Ayasuluk Tepesine gömülür. M.S 6. yüzyılda mezarının üzerine St. Jean Kilisesi inşa edilir.

 

Kiliseden kalan kalıntıları gezerken kendinizi resmen bambaşka bir yüzyılda buluyorsunuz. Vaftiz havuzları, küçük mezarlar, dev sütunlar arasında kendi hikayenizi yazabilirsiniz. Hatta ben dev bir kapıdan geçerken Aziz Yuhanna’nın yaşadığı yüzyıla ışınlandığımı hayal etmiştim. Tamam kabul ediyorum çok uçak kaçık fikirler bunlar ama bu benim yolculuğum benim hikayem. Siz de hayal edebilin diye o anın fotoğrafını da şuracığa bırakıyorum.

Dolu Kafa Yeni Konu:  Bizim Bahçe - Doğayla İç İçe Kahvaltının Çorludaki Adresi

 

Meryem Ana Evi ve Gizemli Hikayesi

Meryem Anayı topraklarımıza getiren Aziz Yuhanna’yı ziyaret ettikten sonra hikayenin diğer kahramanına duyduğumuz merak gittikçe arttı. Hemen yola çıkıp Meryem Ananın Bülbül dağında yaşadığı o mütevazi ama bir o kadar etkileyici eve seyahat ettik.

Meryem ana evi, İzmir de gezilecek en fantastik noktalardan biri.

Meryem Ananın evine çıkan yol üzerinde sizi bütün ihtişamıyla bir Meryem Ana heykeli karşılıyor. Meryem Ananın evine çıkana kadar bir çok efsane okuyabilirsiniz. Onlardan bir tanesi de Meryem Ana Evinin katolik rahibe Anne Catherina‘nın rüyalarından sonra keşfedilmiş olması.Tam hadi canım ya rüyaya bak derken bu Meryem Ana heykeli mistik havasıyla karşıma çıkıverdi.

 

Güneşle öyle bir uyum içerisindeydi ki sanki hala yaşıyor gibi bir hissiyat iliklerimize kadar işledi. Bu muhteşem atmosfere kapılıp bir solukta eve ulaştık. Tabi yol boyunca tüm efsaneleri de okumaktan geri durmadık. Meryem Ananın hikayesinden St. Jean kısmında biraz bahsetmiştim.

 

Meryem Ananın evine vardığınız da dua edip dilek tutmayı unutmayın. İçinizi bir huzur kapladığını hissedeceksiniz. Dinginleştiğim, kendimi iyi hissettiğim yerlerden biriydi. Mezarı nerede hala büyük bir soru işareti. Bu konuyla da ilgili bir çok farklı görüş mevcut ancak ortak fikir Bülbül Dağında yaşamının sonlandığı yönünde.

Meryem Ana evi hangi ilçede, Meryem Ana kilisesi nerede diye soracak olursanız, Selçuk ilçesine bağlı bülbül dağı civarında bulunmaktadır.

Samimi ve Mutlu İnsanların İlçesi Selçuk

Gez gez nereye kadar dediğinizi duyar gibiyim. Tabi haliyle insan acıkıyor, güzel bir mola verip hem gördüklerini hem de yediklerini hazmetmek istiyor. Biz de bu sebeple Selçuk çarşıya döndük.

Merkez de her bütçeye, her damak tadına uygun bir çok alternatif bulabilirsiniz. Esnafı oldukça içten ve güler yüzlü. Şehrin karmaşasından uzak küçük ve şirin bir yer. Tabi gittiğiniz mevsimde nüfus yoğunluğu bakımından oldukça önemli. Biz mayıs ayında gitmiştik. Çok kalabalık değildi ama okullar kapanıp sezon tam anlamıyla açılınca aynı sakinliğin olmayacağı kesin.

Bu arada yemek yediğimiz yeri de sizlerle paylaşmak istiyorum;  Seçkin Ciğerci. Çok güler yüzlü insanlardı. Dededen toruna üç kuşak emek vermiş o restauranta. Eğer Seçkin Ciğerciye gidersiniz mutlaka kuşaktan kuşağa geçen Formula tatlılarından yemelisiniz. Sırrını bir türlü vermeseler de ben ucundan kıyısından azıcık öğrendim tarifi. Tam tarifi ikinci gidişimde almaya azimliyim.

Yemekten sonra çarşıda kısa bir tur atarak hediyelik eşyalar satan yerleri de gezebilirsiniz. Ben her gittiğim yerden anı kalsın diye magnetler alırım. Buzdolabının üstünde yer kalmadı ama baktıkça mutlu oluyorum o yüzden almaya devam ediyorum. Üstelik sevdiklerime de hediye etmeye bayılıyorum. Yarım elma gönül alma demişler.

Tanrıların ve Tanrıçaların Evi Efes Antik Kenti

Yemeğimizi yediğimiz demli çayımızı içtiğimize göre yollara düşme vaktidir. Bizim bu kadar hızlı bir program izlememizin sebebi bu tatili hafta sonu için planlamış olmamız. Ama eğer vaktiniz varsa şimdi gideceğimiz lokasyon tam bir gün gezilebilecek büyüklükte. O yüzden burası için tatilinizin ikinci gününü de ayırabilirsiniz.

Ve işte karşınız da tüm ihtişamıyla Efes Antik Kenti.

Gerçekten İzmir de gezilecek en şahane yerlerden biri. Kuruluşu Cilalı Taş devrinden M.Ö 6000 yılına dayanan Efes Antik Kentinde Helenistlik ve Roma döneminin mimarisinin izlerini oldukça net görmekteyiz. Efes Antik Kenti 2015 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası Listesine alınmıştır.

 

Kentin girişlerinden birinde Liman caddesi adı verilen ve iki yanı uzun sütunlardan oluşan bir yol mevcuttur. Bu cadde Efesin en uzun caddesidir ve antik limana kadar uzanır. Caddenin orta kısmına gelindiğinde tamamı mermerden yapılmış Dört Havari Anıtı bulunmaktadır.Kaynakçasını tam hatırlayamasam da bu yolu kralların tören geçişlerinde kullandığını okumuştum. Hala eski ihtişamını koruyan yoldan geçerken sizde kendiniz bir kral ve kraliçe gibi hissedebilirsiniz.

Dolu Kafa Yeni Konu:  ÇANAKKALE; BİR DESTANIN İZLERİ

Antik kentin bana göre en ihtişamlı yapılarından biri olan Celsus Kütüphanesi de mutlaka görmeniz gerekir. Celsus kütüphanesinin ön cephesinde 4 kadın heykeli bulunmaktadır. Bu heykeller Celsus’un erdemlerini sembolize eder. Sophia; bilgelik ve akıl, Arete; erdem ve karakter, Ennoia; kader ve muhakeme ve Episteme; ilim, bilim simgesidir.

 

Celsus kütüphanesi aslında Efes valisi Celsus’un babası için bir anıt mezar olarak yaptırılmış. Önce yapının merkezine mezar yerleştirilmiş daha sonra kütüphane inşaatına devam edilmiş. Bu ihtişamlı yapıya hayran olmamak elde değil. Ancak antik kentin içerisinde hayranlık duyulacak daha bir çok yapı var, o yüzden bu alanda ki ziyaretimizi kısa tutup doğru Antik Tiyatroya geçiyoruz.

Antik Tiyatro dünyanın en büyük açık hava tiyatrosu olma özelliğine sahip. Eğer ben yorulmam diyorsanız o dik merdivenleri tırmanıp en yukarıya kadar çıkmanızı kesinlikle öneririm. Bu yorucu yolculuğun ödülü muhteşem bir Efes manzarası oluyor. Hele bir de gün batımına denk gelirseniz değmeyin keyfinize. Belki sırt çantanızda ki küçük termosun dibinde biraz da kahve kalmıştır. Tamam bu kadar hayal kurmayalım Tanrılar ve Tanrıçalar keyfinizi kıskanabilir.

 

Tabi ki bu muhteşem kent antik tiyatroyla bitmiyor. Daha görmeniz gereken yerlerin arasında Artemis Tapınağı, yamaç evler, Yedi Uyurlar mağarası, bir çok çeşme ve hamamlar da mevcut. Ama biz maalesef kısıtlı zamana bu kadarını sığdırabildik. Umarım sizin daha çok vaktiniz vardır benim de diğer hikayeleri sizden dinleme fırsatım olur. Hiç ayrılmak istemesek de şimdi yola çıkma zamanı . Yeni rota Mayaların efsanesinde hayat bulan Şirince Köyü.

Adı Gibi Şipşirin Bir Yer Şirince

Ve konaklamamızı da gerçekleştireceğimiz son rotamıza gelmiş bulunmaktayız. Mayaların efsanesine hayat veren şaraplarıyla dünyaya nam salan, İzmir de gezilecek mükemmel bir lokasyon, Şirince köyü.

Gerçekten adının hakkını veren bir köy burası. Daracık sokakları, taş evleri, temiz havasıyla bir an da sizi kendine aşık ediyor. Sokaklara taşan bir enerjisi var. Şarap üretimiyle ünlü olduğu için bol bol şarap dükkanı görebilirsiniz ayrıca hemen hemen her dükkan da tadım da yapabilirsiniz. Özellikle meyve şarabı çeşitliliği beni çok şaşırtmıştı. Ballı zencefilli şarap bile duydum orada. Değişik tatlara açıksanız sizin için tam bir cennet olacağını söyleyebilirim.

 

Konaklama konusunda biz önceden rezervasyonumuzu yaptırmıştık. Turistlik açıdan çok zengin bir bölge olduğu için önceden mutlaka yerinizi ayırtmalısınız. Tatilimizin tek planlı aşaması buydu diyebilirim. Butik otellerin fiyatları biraz yüksek ancak buna değer. Köyün doğal mimarisi bozulmadan restore edilen evler genelde butik otel olarak kullanılıyor. Böylece bu atmosfere daha ait hissediyorsunuz kendinizi. Taş bir evde zeytin ağaçları arasında uyanmak… Cennet kesinlikle böyle bir yer olmalı.

Şirincenin tadını çıkarmak için kesinlikle yazı beklemeyin bence tenha halleri daha güzel olabilir. Tarih, doğa, o mistik hava sadece size kalır. Bir gün doğumu ve bir gün batımını orada karşılayın. Özellikle tepe de bir kilise var, manzarasıyla bu iş için biçilmiş kaftan.

Biz bittik ancak İzmir de gezilecek yerler gerçekten bitmek bilmiyor. Bizim muhteşem anılar biriktirdiğimiz bir gezi oldu. Bu anıları sizinle paylaşarak o mutluluğu tazelendiğimi hissediyorum. Umarım sizi de tazeleyen, yeni başlangıçlara vesile olan, çiçekli yollarınız olur. Ve yine umarım o yollarda hep iyi insanlar çıkar karşınıza…

İçeriği ne kadar beğendin?
[Toplam: 12   Ortalama: 5/5]

Arkadaşlarınla paylaş...
  •  
  • 2
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    2
    Shares

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Cevap

  1. 25 Mayıs 2020

    […] Dolu Kafa Yeni Konu:  İzmir de Gezilecek En Muhteşem Yerler […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Güvenlik Kontrolü *


Facebook

dolukafa

Instagram

dolukafa

WhatsApp

+90 531 850 2317